GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN MUDANYA KONFERANSI İLE İLGİLİ KONUŞMASI:
(İtilaf Devletleri temsilcilerinin önerileri üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa görüşmelerin Mudanya’da yapılmasını kabul ettiğini bildirir. Mudanya Konferansı’na, Başkomutanlık adına olağanüstü yetkiyle Batı Cephesi Orduları Komutanı İsmet Paşa’yı temsilci olarak gönderir).
GAZİ MUSTAFA PAŞA (Ankara)- İzmir’de Franklen Bouillon ile karşılıklı görüşmede, onları Mudanya Konferansı’na davet ettik. Davet ederken de: “Trakya’da Yunan zulmü devam ediyor, yıkım yapıyorlar, Trakya’nın bir an önce kurtarılıp, bizim hükümetimizin idaresine geçmesi gereklidir.” dedik. Ancak bu durum kesin değildir. Bizim düşündüğümüz hat, Edirne ve Meriç Nehrinin batısı idi. Onlar da bunu başta kabul eder gibiydiler. Sonra da; “Boşaltacağız, ancak teslim söz konusu değildir.” dediler.
Bizim amacımız Boğazlardan ve İstanbul’dan söz etmeden, Trakya’yı savaş yapmadan düşmandan kurtarıp, buraları Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresine almaktır. Yunanlılar ortadan çekildi. Bu kez karşımıza İngiltere, Fransa, İtalya çıkıp: “Eğer daha ileriye hareket edecek olursanız, bize karşı savaş ilan etmiş kabul edileceksiniz.” dediler. Bu durumda ciddi şekilde düşünmek gerekti. Üç devletle bizim savaşmamız kolay kabul edilecek bir durum değildi. Bunun için akılcı çözümlere başvurmak gerekli görüldü.
Şunu da belirtmeliyim ki; Mudanya Konferansı’nı kabul ettiğimiz gün, ordunun hareketi aralıksız devam etmiştir. Bildiğiniz gibi ordumuz İzmir, Bursa ve batısına kadar gitti. İstanbul’a yürümek için gerekli olanlar yapılmıştır. Bir kısım birliklerimiz Çanakkale üzerindedir. Diğer yandan Derince ve Yarımca’ya yaklaşılmaktadır. Konferans, işi uzatır gibi göründüğünden, Ekim ayının 6-7 gecesi birliklerimiz gece yürüyüşü ile Şile’ye ve daha ilerisindeki Riva deresinin kuzeyine gelmiştir. Demek ki, istediğimiz zaman İstanbul’u, Boğazları işgal edecek güçteyiz. Şimdiye kadar yapılan siyasi girişimler sonucu, Fransızlar kuvvetle karşımıza çıkmazlar. İtalyanların da aynı şekilde hareket edeceklerini sanıyorum.
Ancak İngilizler; kendi ve Yunan kuvvetleriyle, Balkanlardaki diğer kuvvetlerden yararlanıp, bize karşı savaşmak istiyor. Fransızlar, İtalyanlar bizimle birlikte olsalar da İngilizlerin bu hareketini engelleyecek durumda değillerdir. İngilizlere karşı savaşı kabul etmek için, bunun zorunlu hale geldiğine inanmamız gerekir. Yine haksızlığa uğramış olduğumuz için İngilizlerle savaştığımızı, dünyaya da inandırmalıyız. Bu durum gerçekleşirse, Cenab-ı Hakkın da yardımı ile iyi sonuç alırız. (İnşallah sesleri) Harekete başladığımız zaman ilk hedefimiz Boğazlar ve İstanbul olacaktır. İngilizlerin de savaşı öncelikle Meclislerine kabul ettirmeleri kolay değildir. Mudanya Konferansı’ndan sonra asıl barış konferansı olacaktır.
Mudanya ile yapılan haberleşme doğrudan doğruya benimle yapılmaktadır. Bu haberleşmenin ne kadar zor olduğunu taktir edersiniz. Her gece yarısından sonra saat ikide, üçte, hatta üç buçukta ancak haber alabiliyorum. Son durum anlaşıldıktan sonra, Bakanlar Kurulunun görüşü alınır, daha sonra Yüce Mecliste tartışılıp, kesin karar vermek gerekir. O halde akıl yoluyla olanaklar ölçüsünde sonuç almak için çalışacağız. (Pek doğru sesleri)
(Bu arada konu ile ilgili birçok milletvekili söz alır. Konuşmacılar daha çok Milli Sınırlar (Misakı Milli) üzerinde dururlar. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa yeniden söz alır).
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla)- Şimdiye kadar dinlediğim arkadaşların görüşlerini şu şekilde özetlemek isterim: Esas olarak bütün arkadaşlar Milli Sınırları ileri sürmektedir. Bazı arkadaşlarımız Milli sınırlarımıza kavuşmak zorluğu karşısında boş yere karşı koyma yerine, işi kaderine bırakmak gerektiğini söylediler. Bunun için zorunlu olmayan işlere başlanmasını istemiyorlar.
Bu konularla ilgili kesin karar vermek için iki konuyu akıl süzgecinden geçirmek gerekir. Denilebilir ki; ordumuz düşman ordusunu yenmiştir, bundan sonra yapılacak işler siyaset yoluyla elde edilmelidir. Eğer böyle düşünülürse artık askerlik bitmiştir. Bu durum kabul edildiğinde Mudanya Konferansı ayrıntılarla ilgilidir. (Hayır sesleri) Eğer denilirse ki; henüz askerleri hedeflerimiz vardır. O hedeflere ulaştıktan sonra, siyaset yoluyla elde edilecek sonuçlar daha kuvvetli olur. Bunu hiç vakit geçirmeden Başkomutanlık belirlemelidir. Anlaşıldı ki hedefimiz milli sınırlardır. Amacımızı güvenli şekilde elde etmek için mümkün olan ne varsa yapılacaktır.
Mudanya Konferansı Yunan Ordusunun çekileceği hattı belirlemek içindir. Sadece ordu değil, Yunan Hükümeti de bütün Trakya’yı boşaltacaktır. Otuz veya kırk beş gün içinde Edirne başta olmak üzere, Meriç Nehrine kadar Doğu Trakya, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine teslim edilecektir. Buna karşılık biz de Boğazlardan ve Marmara’dan ordumuzu geçirmeyeceğiz. Şimdilik İstanbul’un teslimini istemedik. Ancak Mudanya Konferansı sonucunda İstanbul’u işgal kuvvetlerinden boşaltacağız. Bunun için on gün sonra barış konferansı toplanması isteniyor. Bunların tamamı ancak orada çözümlenecek konulardır.
Konferansta görüşülen ve hoşumuza gitmeyen konular vardır. Bu gibi konuların düzeltilmesi için İsmet Paşa’ya emir verdim. İsmet Paşa çok şüpheci bir insandır. Gözümüzden kaçan konuları gündeme getirip, anlamlarını detaylı olarak anlattırır. “Bunun anlamı nedir?” gibi sorularla sonuca gider. Bu konuda bütün çabaların kullanılacağından kuşku duymayın.
(Bir milletvekilinin “Batı Trakya’da ki Müslüman halk ne olacak?” şeklinde ki sorusuna karşılık Mustafa Kemal Paşa; “Türkiye’nin kuvveti bütün dünyadaki Müslümanları kurtarmaya yeterli değildir.” şeklinde cevap verir.) (Alkışlar)
Bu görüşmeler sonucu yapılan oylama ile Mudanya Konferansı delegelerine Meclis adına imza yetkisi verilir. Bir hafta süren tartışmalı görüşmelerden sonra 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalanarak Trakya Anavatana katılır. Lozan’da yapılacak Barış Konferansına Yusuf Kemal Bey’in yerine Dışişleri Bakanlığına getirilen İsmet Paşa Delegeler Kurulu Başkanı olarak gönderilir.)
TARİH: 18 KASIM 1922
PADİŞAH VAHDETTİN’İN KAÇMASI VE ABDÜLMECİT EFENDİ’NİN HALİFE SEÇİLMESİ İLE İLGİLİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KONUŞMASI:
(Lozan’da toplanacak Barış Konferansına Ankara Hükümeti ile birlikte, İstanbul Hükümeti de çağrılınca, bu durumda saltanatın kaldırılması gündeme gelir. Mustafa Kemal Paşa onuncu yıl nutkunda bu konu ile ilgili şunları söyler: “Bir gün Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey Meclisteki odama geldi. Keçiören’de Refet Paşa’nın evinde, önemli bazı konuları görüşmek istediğini söyledi. Toplantıda Fuat Paşa da bulundu. Rauf Bey’e saltanat ve hilafet konusundaki düşüncelerini sordum. Cevap olarak şunları söyledi: “Ben saltanat ve hilafet makamına vicdanım ve duygularımla bağlıyım. Çünkü babam, Padişahın ekmek ve iyiliği ile yetişmiştir. Benim de kanımda, o iyiliğin parçaları vardır. Padişaha bağlılık borcumdur. Halifeliğe bağlılığım ise, terbiyem gereğidir. Bizde milleti elde tutmak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği kadar yüksek görülmeye alışılmış bir makam sağlar. O da, saltanat ve hilafet makamıdır. Bu görüşmede Refet Paşa da Rauf Bey’in düşünce ve görüşlerinin hepsine katıldığını belirtti.”
Saltanatı, hilafetten ayırmaya ve önce saltanatı kaldırmaya karar verince; Rauf Bey’i çağırıp, kendisinden şu istekte bulunum: “Hilafet ve saltanatı birbirinden ayırıp, saltanatı kaldıracağız! Bunun doğru olduğu konusunda kürsüden bir konuşma yapacaksınız!” Başka konuşma olmadan Rauf Bey odadan çıktı. Kazım Karabekir Paşa’dan da aynı şekilde konuşma rica ettim. Rauf Bey kürsüden bu doğrultuda iki defa konuştu ve saltanatın kaldırıldığı günün bayram olarak kabulünü ortaya attı.
Mustafa Kemal Paşa 1 Kasım 1922 tarihli Meclis toplantısında yaptığı konuşmada: İslam ve Türk tarihinden örnekler vererek hilafet ve saltanatın ayrılabileceğini söyler. Milli hakimiyet ve saltanat makamının Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunu, tarihi olaylara dayanarak açıklar. Hülagü’nün, Halife Mutasım’ı idam ettirip, yeryüzünde halifeliğe fiilen son verdiğini, 1517’de Mısır’ı alan Yavuz Sultan Selim’den, halifeliğin günümüze miras kaldığını anlatır.
Bu konu ile ilgili önergeler Anayasa, Şer’iye ve Adliye komisyonlarına gönderilir. Üç komisyon, Hoca Müfit Efendiyi başkan seçer ve verilen önergeleri görüşmeye başlar. Şeriat (Şer’iye) Komisyonunda bulunan hocalar, hilafetin, saltanattan ayrılamayacağını iddia ederler. Mustafa Kemal Paşa buradaki durumu şöyle açıklar: “Biz çok kalabalık olan bu odanın bir köşesinde tartışmaları dinliyorduk. Bu şekilde ki görüşmelerin, istenilen sonuca varmasını beklemek boşunaydı. Komisyon başkanından söz istedim. Sıranın üzerine çıkıp, yüksek sesle şu konuşmayı yaptım: Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye, ilim gereğidir diye, tartışmayla verilmez. Hakimiyet ve saltanat, kuvvetle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuştur. Şimdi de Türk milleti isyan edip, hakimiyet ve saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor. Sorun, bu gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Burada toplananların, bu sorunu doğal karşılaması sanırım uygun olur. Aksi halde, gerçek yine şekline uygun olarak ifade edilecektir. Ancak, belki de bazı kafalar kesilecektir.”
Mustafa Kemal Paşa, daha sonra konuyla ilgili bilimsel, geniş açıklamalarda bulunur. Bunun üzerine Ankara Milletvekili Hoca Mustafa Efendi, “Affedersiniz efendim, biz konuyu başka bakımdan ele almıştık, açıklamalarınızla aydınlandık.” der. Konu Karma Komisyonca bu şekilde çözüme bağlanır. 1 Kasım 1922 tarihinde kanunla, padişahlık kaldırılarak, milli saltanatın varlığı kabul edilir. Halifelik, bir süre daha bırakılır. İstanbul’dan Refet Paşa 17 Kasım 1922 tarihinde Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey’e gönderdiği telgrafta; Padişah Vahdettin Efendi’nin o gece İngiliz savaş gemisi ile İstanbul’dan ayrıldığını bildirir).
Halife ile ilgili konu Meclis gizli oturumunda gündeme gelince birçok milletvekili söz alır. Meclisin kimi Halife seçeceği, görevinin ne olacağı, Ankara’da mı? İstanbul’da mı? oturacağı detaylı şekilde tartışılır. Bunun üzerine söz alan Mustafa Kemal Paşa şunları söyler.
GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara)- Arkadaşlar söz konusu Halife olayını çok tartışmak, analiz etmek mümkündür. Ancak sanıyorum ki, tartışmalarla olayı çözümlemek zorlaşır ve geç kalınır. Sanıyorum ki önce kaçan halife olayını çözümlemek ve onun yerine halife seçmek gerekir.
Yeni halife olacak şahsın görev ve yetkisinin ne olacağından söz edildi. Seçilecek halifeye koşulları bildirmeliyiz. Halife nerede oturacaktır? Genel siyasi durum kimi tercih edecektir? Bu halifenin yetkileri neler olacaktır? Bugün hepsini çözümlemek olanağı yoktur.
Bu Meclis Türkiye Milletinin Meclisidir. Türkiye halkının meclisidir. Görevi, yetkisi, yalnız Türkiye halkı, Türkiye Milleti ve Devleti ile sınırlıdır. Bu Meclis kendisine bütün İslam dünyasını kapsayan bir güç veremez. Meclis Başkanlığında bulunacak şahsında temsil edeceği şey, sadece Türkiye ile ilgili olabilir. Sınırlı bir konudur. İslam dünyasında karışıklık varmış veya olacakmış gibi sözlerin hepsi yalandır. Kim demişse yalan söylüyor.
Seçilecek halife ile ilgili olarak, durum ve olaylar gereği Osmanlı soyundan birini kabul etmek zorundayız. Bu ailenin içinden bizim aradığımız nitelikte birini bulmak biraz zordur. Belki gençleri özel olarak yetiştirildikten sonra istenilen niteliği taşıyabilir. Onun için seçimde sakin şekilde hareket etmek uygun olur. Halifenin kaçmasından sonra, herkes tarafından bu göreve gelmesi beklenen bir kişi vardır; O da Abdülmecit Efendi olabilir. Bir kere bu insan kısa süre önce, hatalar yapmıştır. Şahıs olarak Yüce Meclis için birçok haksız eleştirilerde bulunmuştur. Ancak, dün gece bana gönderdiği yazılı belgede; “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararlarını kabul ediyorum.” diyor. Bundan dolayı bu şahsın seçimi üzerinde birleşmenin uygun olacağını sanıyorum.
Halifenin İstanbul’da kalması veya buraya getirilmesi nazik bir olaydır. Gerçek durumu incelersek; İstanbul anlaşmalı devletlerin askeri işgali altındadır. Ancak bugün için hiç kuvvet kullanmadığımız İstanbul üzerinde etkili olmaya başladık. Bunun en önemli kanıtı, İngilizler İstanbul’da egemenliklerinin sona ereceğini anladıkları için, ellerindeki avı alıp (Padişahı) kaçırmışlardır. Türkiye’nin görevi Hilafet Makamını kurtarmaktır. Bu dava İslam dünyasının gözünde önemlidir. Bunun için başka bir yere göndermek, bugünün özel koşullarında doğru olmaz.
Yine olumsuz düşündüğümüzde hilafet makamı henüz düşmanın etki alanında olan bir yerdedir. Halifeyi tanımamak, onu hapsetmek bu adamların elindedir. İsterlerse yapabilirler. Ancak, böyle yapmaları, bizi dünya gözünde haksızlığa ve zulme uğramış gösterir. Bu kendi aleyhlerine olur. Seçeceğimiz halifenin İstanbul’da kalması daha uygun olur diye düşünüyorum.
Hilafet makamı esaret altında olabilir. Halife adını alan kişi de İngilizlere kaçabilir. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin idare şeklini, siyasetini, gücünü kesinlikle sarsamazlar. (Alkışlar) Bundan dolayı “Aman halifeyi kaçıracaklar, esir edecekler!” diye kaygı duyacak değiliz. Bu kaygıyı bütün İslam dünyası duymalıdır. Onlar da bizimle birlikte çaba harcasınlar ki, Hilafet Makamını kurtaralım ve özgür bir halifeyi oraya oturtalım.
Arkadaşlar halifenin bugünlerde buraya getirilmesi söz konusu edilmemelidir. Biz delegelerimizi dünyanın gözü önünde barış için Lozan’a gönderdik. Barış istiyoruz ve barışın olacağından da ümitliyiz. Eğer barış olmazsa savaşmak söz konusu olabilir. O zaman halifenin orada kalmayıp, mücadeleye bizimle devam etmesi, hepimize güç verebilir.
Önceden de sunmuştum, bütün düşüncelerin aydınlanması için yineleme gereği duyuyorum. Türkiye halkı kayıtsız şartsız egemenliğine kavuşmuştur. Egemenlik, hiç bir şekilde, hiç bir anlamda aracı kabul etmez. Adı, sanı ne olursa olsun halife, bu milletin yazgısına karar veremez. Efendiler, millet buna kesinlikle izin vermez ve bunu önerecek hiç bir milletvekili olduğuna da inanmam. (Alkışlar)
Yapılması gerekli işlemi şu şekilde düşünmekteyim: Önce Yüce Heyetiniz halifeyi seçer. Bakanlar Kurulu Kararı üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi belirlenen şahsı Halife seçtiğine ait bildirge düzenler. Halife seçilen şahıs da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Halife seçildiğini İslam dünyasına bir bildirge ile duyurur. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi bildirgesi de İslam dünyasına gönderilir. Başka hiç bir işleme gerek yoktur.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder